Cenevre Barış Haftası kapsamında BM'nin Cenevre Merkezi'nde düzenlenen tarihi konferansta Azerbaycan'ın çok kültürlülük ve hoşgörü modeline, çatışmaları önleme aracı olarak vurgu yapıldı

Basın Bülteni: Cenevre Barış Haftası çerçevesinde düzenlenen bir dizi etkinlik kapsamında BM'nin merkezi Cenevre'deki Milletler Sarayı'nda gerçekleştirilen konferansta Azerbaycan'ın kültürler ve dinler arası diyalog anlayışı, diğer ülkelere örnek olarak gösterildi. 7 Kasım günü gerçekleştirilen etkinlik; Avrupa Azerbaycan Topluluğu'nun (TEAS) Fransa şubesi, Dini Kurumlarla İş Üzere Devlet Komitesi, Azerbaycan'ın BM Daimi Misyonu ve Cenevre'deki diğer uluslararası kuruluşların işbirliğiyle düzenlendi. Kültürler Arası Diyalogla Çatışmaların Önlenmesi: Azerbaycan Örneği adlı konferansa pek çok büyükelçinin yanı sıra çeşitli diplomatik misyonlar, STK'lar, araştırma kuruluşları ve uluslararası kurumlardan temsilcilerin oluşturduğu 70'i aşkın delege katılım gösterdi.

Din ve etnik köken nedenli çatışmalarla bölünmüş olan günümüz dünyasında gerilimlerin ve kutuplaşmaların giderek artması da göz önünde bulundurularak Asya ve Avrupa arasında köprü görevi gören Azerbaycan’dan, örnek bir ülke olarak bahsedildi. Azerbaycan, eski çağlardan bu yana doğası itibariyle hoşgörülü bir ülke olmuş ve çok kültürlülük, bir devlet politikası haline gelmiştir. Azeri hükümeti de, bunun bir yansıması olarak BM Medeniyetler İttifakı (UNAOC), UNESCO, Avrupa Konseyi ve başka pek çok kurumun desteğiyle Bakü Uluslararası İnsani Forumları ve Kültürler Arası Diyalog Dünya Forumları'na ev sahipliği yapmıştır.

Bakü, aynı zamanda UNAOC Yedinci Küresel Forumu'na da ev sahipliği yapmış ve adını verdiği Bakü Süreci, yaklaşık on yıldır uluslararası diyalogun geliştirilmesine destek olmuştur. Şehir, ayrıca bu yılın Mayıs ayında Kültürler Arası Diyalogun İlerletilmesi: İnsan Güvenliği, Barış ve Sürdürülebilir Kalkınmaya Yönelik Yeni Yollar ana temasıyla Dördüncü Bienal Forumu'na ev sahipliği yapmıştır.

Dahası Bakü, Bakü 2015 Avrupa Oyunları (Avrupa Olimpiyat Komiteleri'nin himayesinde gerçekleştirilen) ve İslam Dayanışma Oyunları gibi uluslararası ve çok kültürlü etkinlikler için de ev sahibi olarak seçilmiştir.

Cenevre'de düzenlenen etkinlikte açılış konuşmasını TEAS Fransa Direktörü Marie-Laetitia Gourdin yaparken kendisi "Azerbaycan'ın yaklaşık 100 yıldır laik bir ülke olması ve tüm dini toplulukların bu topraklarda huzur içinde yaşaması gibi eşsiz bir konuma sahip olması nedeniyle dini hoşgörü ve çeşitliliği yansıtacak şekilde kültürlerarası diyalog konusundaki tartışmaların kapsamını özellikle geniş tutmaya çalıştık" yorumunda bulundu.

Azerbaycan Dini Kurumlarla İş Üzere Devlet Komitesi Dış İşleri Müdürü Nijat Mammadli, etkinliğin başlangıcında Azerbaycan'ın çok kültürlülüğünü ve dinler arası diyalogu kapsamlı şekilde gözler önüne seren kısa bir film gösterirken ardından Floransa Avrupa Üniversite Enstitüsü'nde görevli Profesör Olivier Roy'un bir sözünden alıntı yaparak "bugün Azerbaycan, belki de dünyada karma camilerin olduğu ve Şii ile Sünnilerin birlikte ibadet ettiği tek ülke konumunda" şeklinde konuştu.

Sayın Mammadli sözlerine şöyle devam etti: "Bizim dini hoşgörümüzün kökeni, Yahudilere Guba'da toprak verilen ve Zerdüştlük döneminden sonra Hristiyanlığın, Kafkas Albanyası'nın resmi dini haline geldiği M.S beşinci yüzyıla dayanıyor. Azerbaycan, her türlü inanca destek olmuştur ve bugün de Müslüman Azeriler ile Hristiyan Gürcülerin birlikte ibadet ettiğini ve devlet desteği ile yeni bir Katolik katedralinin inşa edildiğini görüyoruz.

Azerbaycan'ın İslam'ı yorumlama şeklinin ardında; sevgi, kardeşlik ve ortak insanlığın ruhuna saygı gibi kavramların vurgulandığı Tasavvuf geleneği yatmaktadır. Ermenistan ile Azerbaycan arasında devam eden Dağlık-Karabağ sorununa rağmen Bakü'deki Ermeni Kilisesi, halen dimdik ayakta durmakta ve Azeri devleti tarafından restore edilmektedir. Papa II. John Paul da 2002 yılında Bakü'yü ziyaret etmiş ve Dağ Yahudileri için yeni bir sinagog inşasına başlanmıştır.

Azerbaycan'da "hoşgörü" kelimesi, yetersiz kalan bir ifadedir. Bizler, dinler arası diyalogu destekleyen insanlarız ve yüzde 65'e 35 gibi bir Şii - Sünni oranı olsa da yapılan bir araştırmada, nüfusun sadece yüzde 1'inin İslam'ın iki türlü yorumlanmasının gerilim yarattığına inandığını göstermiştir. Ancak bu tür ayrımlar, başka pek çok ülkede kan dökülmesine neden olmaktadır."

Etkinlikte daha sonra TEAS Direktörü Lionel Zetter söz aldı ve şunları söyledi: "Azerbaycan'ın laik ve dinler arası diyalog anlamında huzur içinde bir arada yaşanan örnek bir ülke olması, özellikle günümüzde küreselleşme ve güvenliğe yönelik küresel tehditler anlamında eşsiz ve başarılı bir model olarak değerlendirilmelidir.

TEAS olarak yıllardır Azerbaycan'ın dini hoşgörüsünün ve çok kültürlülüğünün altını çizerek Avrupa çapında ve Azerbaycan genelinde pek çok proje yürüttük. Sanki istemeden yapılan bir şeymiş gibi kabul edildiği için Azerbaycan'da "dini hoşgörü" ifadesine soğuk bakıldığını ve bu ifadenin kullanımın pek de istenmediğini söylemem gerekiyor. Azeriler, bu ifade yerine toplum içerisinde dini söylem çeşitliğinin aktif olarak desteklenmesinden yana."

Sayın Zetter, daha sonra eskiden Ermeni işgali altında bulunan ancak 2016 yılındaki "Dört Günlük Savaş" sırasında kurtarılan Azerbaycan'ın Çocuk Mercanlı köyünü ziyaret edişinden de bahsetti. Kendisi, köyün yeniden inşa edilmesi için başlatılan çalışmalara ve bunun insan yaşamındaki bedelinden bahsederken bu durumun, barış olmadığında savaşın ne kadar yıkıcı olduğunu gösterdiğini ifade etti ve şunları söyledi: "Bugün BM'de bu konudan bahsediyor olmaktan dolayı onur duyuyorum ancak 24 yıl önce Ermeni işgalini kınayan dört BM kararının Güvenlik Konseyi'nden geçtiğini ve bu kararların halen uygulamaya konulmadığını unutmamalıyız. Bu sorun çözüldüğü anda Ermeniler ve Azeriler, yeniden birlikte yaşayabilecektir."

Roma Sapienza Üniversitesi Araştırma Görevlisi ve Yardımcı Öğretim Üyesi Dr. Daniel Pommier Vincelli ise gözlemlerini paylaştı: "Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti (ADR) döneminde "Kafkas Azerbaycan" temsilcileri, Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanımaları için uluslararası topluma yorulmak nedir bilmeksizin bu işin savunuculuğunu yapmıştır. O zamanlar modern devlet anlayışı olmadığı için Dağlık-Karabağ; Ermenistan'ın, Azerbaycan'ın ya da Rusya'nın değildi.

Ermenistan'ın, Karabağ ait olduğu yere "döndü" şeklinde ifadeler kullanması yanlıştır. Bu çatışma durumu, Ermenistan'da etnik milliyetçiliğin yükselişe geçtiği 1960'lı yılların ortasında patlak vermiştir. Sovyetler Birliği'nin yıkılmanın eşiğine geldiğinin netleşmesiyle birlikte durum, 1980'lerde daha da bariz hale gelmiştir."

Parlamentolar Arası Birliğin (IPU) Üye Parlamentolar ve Dış İlişkiler Müdürü ve Büyükelçi Sayın Anda Filip de etkinlikte şu yorumda bulundu: "Bakü'yü ziyaret ettiğimde geleneksellik ile modernliğin bir araya gelme şekli beni çok etkilemişti. Azerbaycan, farklılıklara saygı konusunda dengeyi yakalamış ve herkes için eşitlik sağlamayı başarmıştır. Toplumun bütün kesimleri, kendini ifade edebilme imkanına sahip olup ayrımcılık ortadan kaldırılmıştır. Çeşitlilik denen kavramın, toplumun geneline yayılması ve kültürler arası diyalog ile işbirliğinin, desteklenmesi gerekmektedir.

IPU da, karşılıklı anlayış geliştirilmesinin ve daha huzurlu bir dünya oluşturulmasının bir yolu olarak farklı geçmiş deneyimlere ve inançlara sahip parlamentolar arasında siyasi diyalog ve işbirliği sağlanması gerektiğine canı gönülden inanmaktadır. Dünya giderek birbirine bağlı ve bağımlı hale geldikçe farklı kültürler arasında karşılıklı saygı, anlayış ve işbirliği elzem hale gelmektedir. Ekim ayında düzenlediğimiz 137. IPU Genel Kurulu'nda üzerinde mutabakata vardığımız üzere, kültürel çoğulculuk ve dinler ile etnik kökenler arası diyalog yoluyla barış temalı St. Petersburg Bildirisi'nin odak noktasını da bu konu oluşturmaktadır.”

Cenevre İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Küresel Diyalog Merkezi İcra Direktörü ve Büyükelçi Idriss Jazairy ise etkinlikte şunları söyledi: "Bakü'de düzenlenen 2017 Uluslararası İnsani Forumu'nda Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, farklılıkların tehdit altında olduğunu ifade etmişti. Kendisi "dünya genelinde yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, islamofobi ve Yahudi düşmanlığının yükselişinin, oldukça tehlikeli eğilimler" olduğunu söylemişti. Kendisinin de gözlemlediği üzere bu konulara, dünya genelinde karar verici mercilerin azami düzeyde dikkat etmesi gerekiyor. Ben kendisinin görüşlerini tekrarlamak ve yabancı düşmanlığının, bağnazlığın ve ırkçılığın, 21. yüzyılda daha fazla yeri olamayacağını ifade etmek istiyorum. Farklılıklarımızın ve herkesi kucaklıyor olmamızın yerini korku, nefret ve dışlama almamalıdır."

Büyükelçi Jazairy, ayrıca Azerbaycan'ın küresel düzeyde uluslar arasında barışçıl ve dostane ilişkilere destek olma yolunda yaptığı çalışmalardan Cenevre Merkezi'nin de ilham almaya devam ettiğini yineledi ve "yaptığımız çalışmalarda, Sayın Devlet Başkanı Aliyev'in başlattığı kültürler arası diyalogun geliştirilmesine yönelik 2008 Bakü Süreci'nin ayak izlerini takip ediyoruz. Azerbaycan'ın halklar ve uluslar arasında açık ve kapsayıcı bir diyalog kurma vizyonu, adaletsizliklere karşı durma anlamında bizleri ruhen ve manevi sorumluluklarımız anlamında bir arada tutuyor."    

Etkinlik; dini eğitim gibi konuların ele alındığı, Bakü İslam Akademisi'nde hem Şii hem de Sünni'lerin yapmış olduğu çalışmalardan, Bakü'deki Yahudi Okulu'nun faaliyetlerinden ve etnik temizlik sonrası Dağlık-Karabağ'ı işgal eden Ermeni devletinin hukuk tanımazlığından bahsedilen hareketli bir soru-cevap kısmı ile sona erdi.  

Tartışmalar sonucunda, Azerbaycan'ın kültürler arası diyalog ve dini hoşgörü geleneğinin Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık-Karabağ sorununun barışçıl şekilde çözümüne destek olma anlamında bir araç olabileceği görüşü ön plana çıktı.  Bu noktada, 2016 yılında oluşturulan Ermenistan-Azerbaycan Barış Platformu dahil olmak üzere iki örnekten bahsedildi. Söz konusu platform, Ermenistan ve Azerbaycan dışındaki ülkelerden pek çok sivil toplum temsilcisinin desteğiyle gelişmeye devam ediyor. Platformun yaptığı işler konusunda basit de bir sloganı var: "Eskiden birlikte yaşardık, yine yaşayacağız!" İkinci örnek olarak ise Kafkasya bölgesinin üç ruhani liderinin (Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya), birlikte hareket ettiklerini ifade eden ve geçtiğimiz günlerde yayımlanan ortak bildirisinden bahsedildi. Söz konusu bildiride,  "Dağlık-Karabağ sorununu çözmek için barışa yönelik girişimlere destek vermeye hazır olunduğu" ifade edilmişti.

Önemli sayfalar