Paris'in kalbinin attığı yerde, yerinden edilen Azeriler ile mültecilerin acılarına dikkat çekildi

Basın Bülteni – Paris, 21 Haziran 2017: Avrupa Azerbaycan Topluluğu (TEAS) Fransa şubesi tarafından, BM Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle dünya genelinde düzenlenen etkinlikler serisi kapsamında, Fransa Senatosu'na ev sahipliği yapan Lüksemburg Sarayı'nda Unutulan Bir Savaşın Fransa İçin Sonuçları: Mevcut Durum ve Uzun Vadede Mülteciler ile Yerinden Edilenlere Yönelik Gelecek Tahminleri - Vaka Çalışması Olarak Azerbaycan adlı tarihi nitelikte bir konferans düzenlendi. Etkinlik, Robert Schumann Avrupa Enstitüsü (IRSE) ve Paris merkezli bölgesel niteliği olan Savunma Çalışmaları Yüksek Enstitüsü (IHEDN) ile birlikte düzenlendi. Konferans, Bas-Rhin bölgesi senatörü ve Fransa-Kafkasya Dostluk Grubu Başkanı olan André Reichardt himayesinde ve aralarında diplomat, senatör, sporcu, UNESCO ve sivil toplum temsilcilerinin de bulunduğu 50'yi aşkın davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Özellikle Suriye ve Irak'ta gördüğümüz savaşlardan kaynaklanan uluslararası mülteci krizi ve 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş göç dalgasının etkileri, bu yılki BM Dünya Mülteciler Günü'nü bilhassa önemli hale getirdi. 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme'nin 50. yıl dönümünü kutlamak üzere BM Genel Kurulu tarafından 2001 yılında 20 Haziran olarak belirlenen bu günün amacı, "mülteci" meselesinin savaş sonrası bir duruma indirgenemeyeceğini, insanlık için büyük yankıları olan ve süreklilik arz eden bir konu olduğunu hatırlatmaktı.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra dünyada haberlerin önem sırası, yanlış anlaşılmalar ve kavram yanılgıları sonucunda, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki uzun soluklu Dağlık-Karabağ savaşı uluslararası medyada yeterince yer bulamadı. Bu savaşa yönelik ilk çatışmalar 1988-94 yılları arasında, tam da Sovyetler Birliği dağıldığı sırada ve dağıldıktan hemen sonra yaşanmıştı. Savaş sonucunda Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'si, Ermenistan tarafından işgal edilirken yaklaşık bir milyon Azeri, mülteci konumuna düştü ve ülkenin dört bir yanında yerlerinden edildi. İki nesil, kamplarda büyüse de tek dilekleri her zaman, evlerine dönmek oldu.

Senatör Reichardt, etkinliğin açılış konuşmasında şunları söyledi: "Bugünkü etkinliğe Senato'da ev sahipliği yapılıyor olması çok önemli. Azerbaycan'da, yaşanan bu savaş nedeniyle binlerce insan başka yerlere göç etmek durumunda kaldı ve bunların kahir ekseriyeti, ülke içinde yerinden yurdundan edilenler. AGİT Minsk Grubu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında müzakere yoluyla barışın tesis edilmesi için 20 yılı aşkın bir süredir gayret göstermesine rağmen bu durumun, uluslararası toplum tarafından irdelenmesi gerekiyor. Her ne kadar Azerbaycan hükümeti, kendilerinin yaşam koşullarını iyileştirmek adına çok şey yapmış olsa da yerinden edilen herkesin ve mültecilerin tek bir dileği var: O da evlerine dönebilmek.

2016 yılındaki "Dört Gün Savaşı'ndan" sonra yeni bir "temas hattı" oluşturuldu ve bu bölgelerin işgalden kurtulması için Azerbaycan cephesinden pek çok çağrı yapıldı. Azerbaycan, bu soruna barışçıl bir çözüm bulunmasına destek verdiğini hep dile getirdi. AGİT Minsk Grubu, şu ana kadar amacına ulaşamadı ve bizim artık yeni stratejiler geliştirmemiz gerekiyor. Adil, müzakereye dayalı bir çözüm bulmaya mecburuz. Sivil toplumun iki taraf arasında kurduğu temaslara yönelik yeni oluşum, beni bu bağlamda umutlandırıyor."

Fransa Eski Bakanı ve IRSE Başkanı Yamina Benguigui ise şunları söyledi: "IRSE olarak amacımız, halklar arasında dayanışma sağlamak. Mevcut göç krizi nedeniyle yerinden edilenler ve mülteciler konusu, Batı Avrupa'da artık daha büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Azerbaycan'da yerinden edilmiş ve mülteci konumuna düşmüş yaklaşık bir milyon insan var ve bu bağlamda sivil toplum çalışmaları oldukça değerli. Bu etkinlik, bizlere diyalog kurma bakımından bir fırsat sağlarken diyalog sürecini kolaylaştırma anlamında hem Azerbaycan hem de Fransa'ya bazı sorumluluklar düşüyor.

Biz, bu insanların evlerine dönmelerine tam destek veriyoruz. Bu, insanoğlunun temel haklarından biri. Umudun kapılarını aralamak durumundayız."

TEAS Fransa Direktörü Marie-Laetitia Gordin de açılış konuşmasında şu açıklamalarda bulundu: "Ermeni işgali, BM Güvenlik Konseyi ve Avrupa Parlamentosu kararları dahil olmak üzere uluslararası anlamda pek çok kez kınandı. Bugün düzenlediğimiz konferansın amacı da, bir yandan işin jeopolitik bağlamını ve yerinden edilen insanlar ile mültecilerin ifadelerini aktararak onların daha iyi anlaşılmasını sağlamak. Diğer yandan da, hem diplomatik açıdan hem de sivil toplum girişimleriyle bu soruna adil ve barışçıl bir çözüm bulma ihtimalini değerlendiriyoruz."

IHEDN Başkanı Edouard Detaille ise "milli savunma konusu her zaman göz önünde bulundurduğumuz bir kavram ve sorunları çözmek adına her zaman ortak noktalar ve kültürler arası diyalog peşindeyiz. İnsanların yerlerinden edilmelerine ve mülteci olmalarına neden olan sorunların altında yatan nedenleri de anlamak zorundayız" şeklinde konuştu.

Ermeni işgalinin boyutlarını gösteren bir haritayı arkasına alarak konuşan Azerbaycan'ın Fransa Büyükelçisi Sayın Elchin Amirbayov, şunları söyledi:  "Güney Kafkasya'da yerinden olma sorununun çözülmesi, hem Ermenistan hem de Azerbaycan'ın çıkarınadır. Bu savaş, Sovyetler Birliği'nin dağılmaya başladığı sırada patlak vermiş ancak bugün unutulmuş bir savaştır. "Temas hattında" her hafta askerler ölüyor. Ermenistan, Azeri sivil nüfusa karşı etnik bir temizliğe girişmiş durumda.

Ermenilerin yaptığı Hocalı Katliamı ile 1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Oradour-sur-Glane halkına yönelik katliamı arasında benzerlikler bulunuyor. Ermeni işgali, daha önce BM Güvenlik Konseyi'nden çıkan dört karar ile kınandı. Bizlerin, iki ülkeyi birbirine yaklaştırması gerekiyor. Bu olursa, çözüme doğru önemli bir adım atılmış olur. Ancak Ermeni hükümetinin yapıcı olmaktan uzak tavrı ve AGİT Minsk Grubu etkin olamaması, bu meseleyi olumsuz yönde etkiliyor.

Azeri hükümeti, yerinden edilenlerin ve mültecilerin yaşam koşullarını iyileştirmek adına pek çok şey yaptı. Buna rağmen bütün bölgeler, işgal altında bulunuyor. "Dört Gün Savaşı", bizlere bu meselenin Azeri halkı için ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Ermenistan, Azerbaycan'ı 2016 yılında misilleme yapmaya zorlamıştı ancak artık müzakere masasına oturmak gerekiyor. Azerbaycan'ın 60 bölgesinde yerinden edilmiş kişiler ve mülteciler yaşıyor ve bu insanların artık evlerine dönmesi lazım. Bu, Azerbaycan için kabul edilemez bir durum.

Emmanuel Macron öncülüğündeki yeni Fransız hükümetinin, bu işgale bir an önce son verilmesini sağlamak adına daha çok gayret göstereceğini umuyorum."

Ermeni silahlı kuvvetlerinin 1993 yılında Ağdam'daki stadyumlarını işgal ettiği günden bu yana bütün maçlarını deplasmanda oynayan Karabağ Futbol Kulübü’nü konu alan ve yönetmenliğini Thomas Goltz'un üstlendiği Offside adlı kısa filmin gösteriminin ardından Fransız tekvando ustası Pascal Gentil, sporun gücünden bahsetti. Kendisi, birkaç gün önce mültecilere yönelik olarak Paris'te düzenlenen bir tekvando turnuvasına katılımından bahsedip spora katılımın, dayanışma duygusunu nasıl gün yüzüne çıkardığından söz etti. Ayrıca, Monako Prensi II Albert'in himayesinde faaliyet gösteren ve Pascal Gentil'in de Barış Destekçisi olarak görev aldığı Barış ve Spor kuruluşunda Azerbaycan'ın alabileceği görevlerden de bahsedildi. 

Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü Araştırma Görevlisi Samuel Carcanague ise şunlardan bahsetti: "Uluslararası hukukun çiğnendiği bu kördüğüm, 24 yıldır devam ediyor ve bu da, Ermenistan'ın uzlaşmaz tavrından kaynaklanıyor. "Dört Gün Savaşı", bizlere Azerilerin evlerine dönmek için ne kadar hevesli olduklarını gösterdi ancak barışçıl bir çözüm bulunması lazım. Bunun için de taraflar arasında yeni bir diyalog şart."

Azerbaycan Yerinden Edilenler ve Mülteciler Devlet Komisyonu Başkan Yardımcısı Fuad Huseynov da şu yorumda bulundu: "Bu konu, Azerbaycan'ın 1 numaralı sorunu. Fransa-Azerbaycan ilişkileri 25 yıldır mükemmel gidiyor. Bu sorun da, 25 yıldır devam ediyor. Şu anda nüfusun onda biri, yerinden edilmiş durumda ve bunun Azerbaycan üzerinde müthiş bir ekonomik etkisi oluyor. Ancak bu mesele, Ermenistan tarafının yapıcı olmaktan uzak tavrı nedeniyle halen devam ediyor.

Devlet Komisyonu olarak iki ana görevimiz var: Birincisi, sosyal imkanlarını geliştirmek, ikincisi de bu soruna çözüm bulunduktan sonra insanların evlerine dönebilmesi için bir strateji geliştirmek. AB de, göç konusunda sıkıntı yaşamasına rağmen Azerbaycan'ın yaşadığı sorunun kendine has özellikleri, geniş kitleler tarafından anlaşılabilmiş değil. Yerinden edilenlerin ve mültecilerin yaşam koşullarını iyileştirmek adına pek çok şey yapıldı. 250 bin kişi, yeniden ev sahibi oldu ancak halen 400 bini aşkın kişi, yaşamını çok zor şartlar altında sürdürüyor.

Büyük Dönüş Programı, şu ana kadar sadece "Dört Gün Savaşı" sırasında işgalden kurtarılan Çocuk Mercanlı köyünde başarılı oldu. Bu sorun bittiği zaman Ermeni ve Azeri haklarına eşit haklar tanınacağını garanti ediyoruz."

Tarafları, sivil toplum girişimleriyle bir araya getirmeyi amaçlayan yeni bir oluşum niteliğindeki Ermenistan-Azerbaycan Barış Platformu kurucularından milletvekili Rovshan Rzayev, konuyu şöyle açıkladı: “Dağlık-Karabağ'daki Azeri nüfus, Ermenistan tarafıyla diyaloğu destekliyor ve barışçıl çözüm peşinde.

Yeni bir diyalog kurulması şart ancak Ermenistan tarafı oralı değil. Ermenistan tarafından Barış Platformu'na yönelik tek bir olumlu tepki gelmedi. Bütün bunlar olurken "temas hattında" her gün gençler can veriyor. Bizler de bu noktada barış mesajı vermeyi amaçlıyoruz.”

Büyükelçi ve AGİT Minsk Grubu Fransa Eski Eşbaşkanı Sayın Bernard Fassier ise şu yorumda bulundu: "AGİT Minsk Grubu, 20 yılı aşkın bir süredir diyalog anlamında öncülük yapıyor. Müzakerelerin yeniden işlerlik kazanması için yeni bir güç lazım. 2009 yılında Madrid İlkeleri masaya konuldu fakat Bakü tarafı onaylarken Yerivan hükümeti reddetti. Ermenistan, sürekli Dağlık-Karabağ'ın bağımsızlığının tanınmasına yönelik çağrılarda bulunuyor ancak burası, işgal edilmiş bir bölge.

İkinci bir savaşın çıkmasına engel olmalıyız. Uluslararası toplum da, mevcut durumu süresiz şekilde oluruna bırakmamalıdır. İki ülkenin devlet başkanları arasında yeni tavizler verilmesi ve yeni bir müzakere kültürünün oluşturulması gerekiyor.”

Etkinliğin soru-cevap kısmında Almanya'nın AGİT Minsk Grubu'ndaki rolünün artması, Ermenistan Devlet Başkanı Sargsyan'ın Hocalı Katliamı'ndaki rolü, Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, Ermeni diasporasının Fransa'daki uzlaşmaz ve saldırgan tavrı ile diyalog sürecini harekete geçirme anlamında sanata düşen görev gibi çeşitli konulara değinildi.

Önemli sayfalar